|
Osmanlı Devleti, ya da Osmanlı İmparatorluğu (Osmanlıca: Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye) 1299 senesinde şimdiki Türkiye Cumhuriyeti'nin Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Osman Bey tarafından Osmanoğulları Beyliği olarak kurulmuştur.
En geniş zamanında devlet, üç kıtaya yayılmış, İstanbul ile sınırlı bir
şehir devletine dönüşmüş olan Bizans İmparatorluğu'nu yıkmış, bazı
tarihçilere göre bu Yeni Çağ'ı başlatan olay olmuştur. Devletin
kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Bey, Oğuzların Kayı
boyundandır. Osmanlı Devleti Sünni Müslüman hakim kültürün yönetim,
yasama ve yargıda hakim olduğu, Hıristiyan,Musevi ve diğer azınlıkların
ise belirli yasal düzenleme ve sınırlamalar ayrıştırılmasına rağmen
göreceli olarak dini özgürlüklere sahip olduğu bir devletti.
Hakimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman,
toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı
çıkmışlardır. Türkiye'deki kimi, ve Türkiye dışındaki tarihçilerin
çoğuna göre Osmanlı Devleti yönetim ve yürütmede temel esasları Doğu
Roma İmparatorluğu'ndan almış bir imparatorluktur,, çağdaş anlamda
emperyalizm ve sömürü çağrışımı yapması sebebiyle Türkiye'de Osmanlı
İmparatorluğu yerine Osmanlı Devleti kullanımı tercih edilmektedir.
Tarihi
Osmanlı Devleti belirli tarihsel dönemlere ayrılarak incelenir.
Dönemler, Osmanlı Devleti'nin yönetim yapısına ve dünya siyasetindeki
yerine göre belirlenmiştir. Toprak büyüklüğünü temel alan
ayrıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir.
Beylik (1299 öncesi)
Anadolu Selçuklu hükümdarı, Kayı boyu'nu Ankara'nın yakınlarındaki
Karacadağ yöresine yerleştirdi. Anadolu Selçuklu Devleti'nin Kayılar'a
verdiği bu toprak 1.000 kilometrekareden ibarettir. Kayılar, batıya
yönelerek Bizans'ın Söğüt ve domaniç bölgelerini, Ertuğrul Gazi ile
aldılar.
13. yüzyıl'da Anadolu, giderek artan ölçülerle Moğol egemenliğine
girmeye başladı. 14. yüzyıl başlarında Anadolu'nun batı kısımlarında
pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü,
Eskişehir-Sakarya-Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Osmanlı
Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans İmparatorluğu ile karadan
sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu
Eskişehir-Sakarya- Söğüt dolayları Anadolu'da biçim bakımından
İlhanlılar'a bağlı olsa da, Moğol İlhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar
batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliği'nin toprakları,
Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur
ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini görüyordu. Osmanlı
devletinin yanında bir çok boy da orada idi bunlara : uç beylikleri
denir. Osmanlı devleti daha sonradan büyüyerek Avrupa yakasına geçti
buradan Bizansı alarak Avrupaya yayıldı.
Kuruluş (1299 - 1453)
Osman Bey; Karacahisar,Bilecik,Yarhisar ve Mudurnu'yu almıştır. Beyliğe
adını veren Osman Bey'dir. Osman Bey, Çobanoğulları Beyliği'nin vâsalı
olarak akınlarda bulunurken, bu beyliğin Bizans'la anlaşması üzerine,
bölgede Bizans üzerine akınlarda bulunanlar, etkinliklerini bu kez
Osman Bey'in bayrağı altında sürdürdüler. Bu durum yavaş yavaş Osman
Bey'i bağımsızlığa iten bir etken oldu.
Osmanlı Beyliği'nin genişlemesi, Marmara bölgesindeki büyük Bizans
kentlerinden Bursa'nın 1326'da Osmanlı Beyliği'nin eline geçmesiyle
sürdü. Bursa'nın alınışını göremeden o yıl ölen Osman Bey'in yerine
geçen oğlu Orhan Bey zamanında da Osmanlı Beyliği'nin gelişmesi
hızlandı.Para bastırarak Osmanlı beyliğini, Osmanlı Devleti haline
getirdi. Bursa'nın ardından Marmara bölgesinin öteki büyük Bizans
kentleri, İznik ve İzmit de Osmanlılar'ın eline geçti. Osmanlı
ilerlemesini durdurmak isteyen ve başında Bizans İmparatoru III.
Andronikos'un bulunduğu bir Bizans ordusu Pelekanon(Maltepe) denilen
yerde bozguna uğratıldı (1329). Osman Bey döneminde, Osmanlı beyliği
yalnız Bizans topraklarında genişlemişti.
Orhan Bey döneminde ise komşu Türkmen beyliklerinin topraklarında da
genişlemeye başladı. Böylece Osmanlılar hem Karesi Beyliği'nin
donanmasına, hem Rumeli'ye geçiş için önemli bir takım noktalara, hem
de Rumeli topraklarını iyi tanıyan Karesi komutanlarına sahip oldular.
Osmanlılar Rumeli'ye Bizans İmparatorluğu'nda Palaiologoslar ile
Kantakuzenoslar arasındaki taht kavgalarından yararlanarak, 1354'te
ayak bastılar. Osmanlılar'ın Balkanlar'da ele geçirdikleri ilk üs
Gelibolu Yarımadası'nda Çimpe Kalesi oldu. Orhan Bey'in yerine oğlu I.
Murat (1362 - 1389) geçti. Osman Bey ölünce yerine Orhan Bey geçti.
Bizans o sıralarda iç karışıklıklar içindeydi. Kantakuzen, Orhan
Bey'den, Çimpe Kalesi karşılığında yardım istedi. Orhan Bey, Bizans
Tekfurlarını (vali) bozguna uğrattı ve Çimpe'yi Rumeli'ye geçişte üs
olarak kullandı. İznik ele geçince Orhan gazi tuğrasının olduğu ilk
osmanlı parasını bastırtarak, tarihteki ilk padişah oldu. Donanma ilk
kez Orhan Bey zamanında kuruldu ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti
haline geldi. Yine Orhan Gazi zamanında, 6 yıl süren kuşatmanın
ardından Bursa alınarak başkent yapıldı.
I. Murat-Hüdavendigar Balkan fetihlerini hızla sürdürdü. 1363'te Edirne
yakınlarında Sazlıdere denilen yerde, Osmanlı ilerlemesini durdurmak
isteyen bir Bizans - Bulgar ordusu yenilgiye uğratıldı ve bu zaferin
ardından Edirne Osmanlılar'ın eline geçti. Kısa bir süre sonra,
Edirne'yi geri almak isteyen Macar - Sırp - Bulgar - Eflâk - Bosna
birleşik ordusu Edirne yakınlarında, Sırpsındığı Savaşı'nda ağır bir
yenilgiye uğratıldı (1364). Osmanlılar kısa süre içinde Bulgaristan'ı,
Yunanistan'ı ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardılar. 14.yy. sonlarında
Osmanlı sınırı Tuna'ya ve Belgrad'a dayanmış bulunuyordu. Balkan
devletlerinin ve onları destekleyen Avrupa devletlerinin Osmanlı
ilerlemesini durdurma çabaları, I. Kosova Savaşı (1389), Niğbolu
(1396), Varna (1444), II. Kosova Savaşı (1448) savaşları ile kırıldı.
İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçmesinden önce Belgrad ve dolayları,
Arnavutluk, bazı liman şehirleri dışında Balkanlar büyük ölçüde Osmanlı
egemenliğine girmiş bulunuyordu. Bu döneminde Germiyanoğlu Süleyman
Şah'ın kızı ile I.Murat'ın oğlu Şehzâde Bayezit'in evlenmeleri,
Kütahya, Tavşanlı, Emet, Simav ve Gediz dolaylarının çeyiz olarak
Osmanlılar'a geçmesine neden oldu. Yine 1.Murat döneminde Osmanlı
Beyliği, Hamitoğulları Beyliği'nden Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Karaağaç
ve Seydişehir'i 1374'te 80000 altın karşılığı satın alarak Anadolu'daki
bu genişleme, kendilerini Anadolu Selçukluları'nın vârisi sayan
Karamanoğulları Beyliği ile sınırdaş yaptı ve bu durum Osmanlı -
Karaman mücadelesinin başlamasına neden oldu. I. Murat'ın oğlu Yıldırım
Bayezit (I. Bayezit) (1389 - 1402) tahta geçer.
Yıldırım Bayezit döneminde,Anadolu Türk birliği yeniden sağlandı. Ancak
Osmanlı'nın bu kadar güçlenmesi, o sırada bir Çin seferi hazırlığında
olan Timuru korkuttu. Batısında böylesine güçlü bir devlet bırakmak
istemeyen Timur, Karakoyunlu ve Celayirli hükümdarının Osmanlı'ya
sığnmasını bahane ederek Osmanlı'ya savaş açtı ve Ankara'ya kadar
geldi. O sırada İstanbul'u kuşatmakta olan bayezid kuşatmayı kaldırdı
ve Çubuk Ovası'nda Timur'un ordusu ile karşılaştı. Yapılan Ankara
Meydan Savaşı'nda bayezid kendisine bağlı Türk boylarının ona ihanet
etmesinin de etkisiyle çok ağır bir yenilgi aldı. Timur,devleti
Bayezid'in oğulları İsa, Musa, Mehmet ve Süleyman çelebiler arsında
paylaştırdı ve Anaolu beylerini eski topraklarına kavuşturdu.
* "Fetret Devri" adı verilen bu dönemde Mehmet Çelebi kardeşlerini
yenerek 1413 yılında tahta çıktı. Çelebi Mehmet, anadolu türk birliğini
bir ölçüde yeniden sağladı ve devleti eski gücüne kavuşturdu.Bu dönemde
Venediklilerle yapılan ilk deniz savaşı, başarısızlıkla
sonuçlandı.1421'de yerine oğlu Sultan II. Murat padişah oldu.
Yükselme (1453 - 1579)
Fatih Sultan Mehmet
II. Mehmet, 1453'te kuşattığı İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te zaptetti ve
artık bir imparatorluk durumuna gelen devletine başkent yaptı.
Ardından, Bizans tahtı üzerinde hak iddia edebilecek hânedanlara karşı
harekete geçti. Mora Despotluğu (1460), Trabzon Rum İmpratorluğu (1461)
ve Palailogoslar ile akrabalığı bulunan Galtulusi ailesinin ortadan
kaldırdı. Sırbistan, Bosna ve Hersek'i ilhâk etti (1459). Balkanlar'da
genişleme Osmanlı Devleti'ni Tuna üzerinde Macaristan'la; Arnavutluk,
Yunanistan kıyıları ve Ege Denizi'nde Venedik'le karşı karşıya getirdi.
Uzun bir savaş (1463 - 1478) sonunda Venedik, İşkodra, Akçahisar
kentleriyle Limni ve Eğriboz adalarını Osmanlılar'a bırakmayı ve elde
ettiği ticaret serbestliği karşılığında her yıl 10.000 altın ödemeyi
kabul etti. Bu savaş sürerken II. Mehmet, Karamanoğulları Beyliği'ni
ortadan kaldırdı (1468); Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le bir
antlaşma yapan Akkoyunlu hükümdârı Uzun Hasan'ı Otlukbeli'nde ağır bir
yenilgiye uğrattı. Bu zaferle Osmanlı Devleti Fırat'ın batısındaki
Anadolu topraklarına yerleşti; Gedik Ahmet Paşa'nın Toroslar'ı ve
Akdeniz kıyılarını zaptetmesiyle de Mısır Memlûkları ile sınırdaş oldu.
Gedik Ahmet Paşa'nın 1475'te kuzey Karadeniz'e yaptığı sefer, Ceneviz
kolonileri Kefe ve Sudak'ın fethi ve Kırım Hanlığı'nın Osmanlı
himayesine girmesiyle sonuçlandı. Böylece Osmanlı Devleti bir iç deniz
durumuna gelen Karadeniz üzerinde siyâsi ve iktisâdi tam bir egemenlik
kurdu. II. Mehmet'in güney İtalya'nın fethiyle görevlendirdiği Gedik
Ahmet Paşa, denizaşırı bir seferle Napoli Krallığı'nın elinde bulunan
Otranto'yu aldı ve İtalya içlerinde harekâta başladı. Ama II.Mehmet'in
49 yaşındaki ölümü (1481) bu seferin yarım kalmasına neden oldu.
II. Bayezit (1481 - 1512), taht kavgasına girişen kardeşi Cem'i
yeniçerilere dayanan İshak ve Gedik Ahmet paşaların desteğiyle yendi;
Cem, Rodos Şövalyeleri'ne sığınmak zorunda kaldı. 1484'teki Boğdan
seferi ile kuzey ticaretinin zengin limanları Kili ve Akkerman Osmanlı
Devleti'ne katıldı. Cem'i ve Karamanoğulları'nın kalıntılarını
destekleyen Memlûklar'la savaş (1485 - 1491) ise genellikle
Osmanlılar'ın yenilgisiyle sonuçlandı. Venedik'le savaş (1499 - 1503),
imparatorluğa Modon, Koron, Navarin, İnebahtı limanlarını kazandırdı.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in Anadolu'daki müritlerine karşı
şiddetli bir mücadeleye girişti. Şah İsmail'e karşı Çaldıran'da
kazandığı zaferden (1514) sonra Tebriz'e kadar ilerledi. Bundan sonra
I. Selim, Memlükler'a karşı harekete geçti. Ateşli silahlardaki
üstünlüğü sayesinde kazandığı Mercidâbık (1516) ve Ridâniye (1517)
savaşları, Osmanlı Devleti'ne Suriye, Filistin ve Mısır'ı kazandırdı.
Hicaz, Osmanlı egemenliğine girdi. Böylece Osmanlı Devleti, Hint
Okyanusu'na açılma olanağına kavuştu ve İslâm dünyasının önderliğine
tartışmasız biçimde ele geçirdi. Bu arada I. Selim, halife ünvânı aldı
ve bu unvan kendisinden sonra gelen Osmanlı padişahları tarafından da
kullanıldı.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde devlet en güçlü ve şaşalı dönemini
yaşamıştır.46 yıllık hükümdarlığında devler doğal sınırlarına ulaşmış
ve tam anlamıyla günümüzde süper güç tabir edilen konuma
ulaşmıştır.Öyle ki dönemim en güçlü ülkelerinden Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu ile yapılan bir antlaşmada Osmanlı Vezir-i azamı ile
Avuturya-Macaristan İmparatorluğu hükümdarı denk kabul edilmiştir.Yani
Osmanlı nın 2.adamı ancak diğer ülkeleri muhattap alacak seviyededir.
Duraklama (1579 - 1699)
Osmanlı'da duraklama dönemi Sokollu Mehmet Paşa'nın ölmesiyle
başlamıştır.Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ile merkezi yönetimin
bozulması sonucu, devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın
devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden
olmuştur. Özellikle yeniçeriler artık padişaha karşı
gelmekteydi.Yeniçerilerdeki 'Ocak,devlet içindir.' anlayışı yerine
'Devlet,ocak içindir.' anlayışı gelişmiştir.
Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, tımar
sisteminin bozulması ve nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki
sıkıntılar ve çağın gerisinde kalınması ile eğitim alanındaki
bozulmalar sonucu devlet duraklama dönemine girmiştir.Coğrafi
keşiflerle ticaret yollarının önem kaybetmesi,sık padişah
değişmeleriyle çok verilen cülus bahşisi ve yeniçerilerin artmasıyla
verilen ulufe miktarının da artması Osmanlı ekonomisini yıpratmıştır.
Celali ayaklanmaları, Osmanlı toprak düzenini büyük ölçüde değiştirmiş,
ağır vergiler yüzünden ya da “Büyük Kaçgun” sırasında yerlerinden olan
çiftçilerin toprakları mültezimlerin ya da yerel yöneticilerin eline
geçmiştir. Vergiler yüzünden borca giren köylüler, işledikleri
toprakları sonunda tefecilere kaptırdılar. Osmanlı toprak düzeninin
belkemiği olan tımar sistemi bozuldu. Büyük nüfus hareketleri ortaya
çıktı ve kentlere büyük göçler oldu. Tarımsal üretim geriledi ve kıtlık
tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine yol açtı. On binlerce insan
yaşamını yitirdi ve pek çok yerleşim yeri yıkıma uğradı.Osmanlıda
eğitim(ilmiye)nin bozulması da Osmanlıyı geriletmiştir.Avrupadaki
gelişmeleri (Reform,Rönesans) Osmanlı'nın takip etmemesi Osmanlı için
bir dez avantaj olmuştur.
Gerileme (1699 - 1792)
Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi, Osmanlı tarihinde Karlofça
Antlaşması’ndan (1699) başlayarak, Yaş Antlaşmasına kadar (1792) geçen
süreye denir.
Bu dönemde Karlofça ve İstanbul Antlaşması’yla kaybedilen yerleri geri
almak ve mevcut toprakları korumak amacıyla batıda Avusturya ve
Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.
Bu yüzyılda Avrupa’dan geri kalındığı Pasarofça Antlaşması’ndan
itibaren kabul edilmiş ve yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınmıştır.
26 Ocak 1699 tarihinde Avusturya imzalanan Karlofça Antlaşması,
Osmanlı-Kutsal ittifak Savaşları'nı bitirmiştir. Karlofça Antlaşması,
Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten
sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlamıştır. Papa tarafından
Osmanlı Devleti'ne karşı Avusturya, Lehistan, Rusya, Malta ve
Venediklilerden oluşan bir ittifak ile uzun süren savaşlar sonunda
yorgun düşen Osmanlı Devleti, Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan
ve Erdel Beyliği Avusturya'ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a, Mora ve
Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakmıştır.
Dağılma (1792 - 1922)
Bu dönem 1792 Yaş Antlaşması ile başlayıp 1922 de Osmanlı Devleti'nin
yıkılışına kadar devam eden dönemdir. Osmanlı Devleti Avrupalı
devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge
politikası izleyerek varlığını korumaya çalışmıştır.
Osmanlı Avrupa'da çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice
yıpranmış ve devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış
isede pek başarılı olunamamıştır.Aynı zamanda Osmanlı'nın ilk
dönemlerde gelen basarılı padişahları gibi padişahlar bu dönemde
olmamakta ve dönem padişahları cahil olmaktadır.Bunun yanısıra
hristiyan kız alımları ve hristiyan devlet adamı atamalarıda Dagılma
Döneminin baslamasında büyük rol oynamıstır.
Saltanat Makamı
Osmanlı hanedanınıdan 36 padişah toplam 624 sene hüküm sürmüştür. İlk
önce Bey diye adlandırılan padişahlar, 1383'den itibaren Sultan, 1517
tarihinden sonra da Sultan unvanına ek olarak Halife unvanını da
taşımaya başlamışlardır.
Osmanlı padişahları tahta çıktıklarında yayımladıkları bir tür genelge
olan Adaletnâme; kanunlara uyulması ve herhangi bir haksızlığa hiç
kimsenin uğratılmaması konuları hakkında kaleme alınırdı.
Divan
Bugünkü Bakanlar Kurulu'nun görevini üstlenen, Fatih Sultan Mehmet'ten
sonra sadrazamların başkanlık ettiği üst düzey bir kuruldur.
Yerel Yönetimler
Osmanlı eyaletlere ayrılmıştı.Bu eyaletlerin başına da birer vali
atanırdı. Bu valiler askeri,siyasi her türlü imkana sahiptirler.
Eyaletlerin içinde yer alan yerel yönetimlerde vardır. Kazaları
beylerbeyleri, Sancakbeyliklerini ise sancakbeyi yönetirdi.
Devlet Nişanları
* Tuğra
* Bayraklar
* Nişan
* Faik
* Muratcan
Din
Osmanlı İmparatorluğu'nda İslamiyet baskın din olmakla birlikte, İslam
inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve
Hıristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi sayesinde o dönemde
batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen hoşgörünün üzerinde bir
rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler. Hristiyanlığın Ortodoks ve
Gregoryen kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde
örgütlenmiş durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini
kurallarına göre yargılanırdı.
Buna karşılık millet sistemine dahil olmayan dinlerin, devlet içinde meşru bir varlığı bulunmuyordu.
Halifelik
Hilafet veya Halifelik, İslami siyasi ve hukuki yönetim makamına ve
yönetime verilen isimdir. Halife ise Hilafet makamındaki kişiye denir.
İslam Peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir
yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok
İslami bir toplumu veya İslam Devleti'ni vurgulamak için kullanılan bir
terim olmuştur.
Halifelik daha çok müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak
kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında
yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiî'likteki
İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik bir özellik
taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik taşımamıştır.
Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biat'ı ile
devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı olarak
yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.
Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ilerigelenlerin seçimiyle başa
geldiği halde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini
almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda
zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde
siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece
ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir.
Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında
Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16.
yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle
birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen
halifelik, 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından kaldırılmıştır.
Osmanlı'da misyonerlik
1820 yılında başlayan ve Kurtuluş Savaşı'na sonuna kadar süren zaman
içerisinde Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir
şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı
olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı ile verdiği
ayrıcalıklar, kapitülasyon anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve
Osmanlı Devleti'nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuştur.
Başlangıçta kendilerine Anadolu'da hedef bulamayan misyonerler daha
sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında başarılı olmuşlardır.
Açtıkları okullardan mezun olanların başarılı olmaları bu okulların
etkilerini artırmıştır. Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını
bu okullara göndermişlerdir.
Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet'in yaygın olduğu
bölgeler olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp
Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik
bir çalışmadır.
Osmanlı'da Dilencilik
Osmanlı tarihinin her döneminde yardımı hak eden yoksullarla, yardım
hak etmeyen kesimler arasında bir ayırım yapılmış olduğu söylenebilir.
Özellikle dilenciler konusunda böyle bir ayırıma sıklıkla
rastlanabiliyor. Çalışamayacak durumdaki dilencilerin mesleklerini Cer
kağıdı verilir ve tayin edilmiş olan başbuğun sorumluluğu altında icra
etmelerine göz yumulurken, çalışabilecek durumda olduğu halde
dilenciliği tercih ettiği düşünülen kimseler yakalanıp kürek ve
kalebentlik gibi çeşitli cezalara çaptırılmıştır.
Osmanlı ordu teşkilatı Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Memluklular
devletlerinin askeri teşkilat yapılarından belirli ölçülerde
yararlanılarak kurulmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu Ordusu'nun Başkomutanlık görevini Hakanlar yapmışlardır.
Yaya ve atlılardan oluşturulan ordunun atsız kısmı "yaya”, süvarileri
ise "müsellem” şeklinde adlandırılmıştı. Kapıkulu Ocakları'nın
kuruluşuna kadar savaşlarda fiili olarak hizmet gördüler.
Osmanlı Devleti'nin temeli atılırken süvari olan beylik kuvvetlerinin
yerine vezir Alâaddin Paşa ile Kadı Cendereli Kara Halil'in
tavsiyeleriyle Türk gençlerinden oluşan ayrı ayrı biner kişilik yaya ve
müsellem isimleriyle muvazzaf ade ve süvari kuvveti kuruldu.
Kaynakça
* Türkiye Gazetesi Osmanlı İmparatorluğu Ansiklopedisi
* 1970 Hayat Ansiklopedisi
* Dimitri Kitsikis, Türk-Yunan İmparatorluğu. Arabölge gerçeği ışığında Osmanlı tarihine bakış, İstanbul, İletişim, 1996
* Erhan Afyoncu Sorularla Osmanlı İmparatorluğu
* İlber Ortaylı Osmanlılar
* Lafi (Nora)Ed., Municipalités méditerranéennes. Les réformes
municipales ottomanes au miroir d'une histoire comparée, Berlin: K.
Schwarz, 2005.
|